15 Ekim 2014 Çarşamba

RADYO TİYATROLARI ÜZERİNE

RADYO TİYATROLARI ÜZERİNE NİSAN KUMRU İLE SÖYLEŞİ Merve Gül OLGUN / Diyanet Aile Dergisi Ağustos 2014 sayısı


Bugüne kadar onlarca radyo tiyatrosunun, arkası yarının senaryo yazımından yönetmenliğine kadar pek çok alanında çalışmalarınız oldu, hala da devam ediyor. (Hem bir dinleyici hem de bu işe gönül vermiş biri olarak) radyo tiyatrolarının sizin için ifade ettiği değeri nasıl tarif edersiniz?
Tren yağmurlu bir gardan hareket eder. Ara ara çakan şimşekler trendin düdüğüne karışır. Lokomotif raylarda çıkardığı ritmik sesle şehirden ayrılmaktadır. Tedirgin ayak sesleri yaklaşır Kapı açılır ve kapanır. Kompartımana bir adam girmiştir, kalın esrarengiz bir ses "yolculuk nereye" diye sorar ve bir heyecan başlar. Bir başka sahne: Karda zorlukla, nefes nefese yürümeye çalışan bir adamın sesini duyarız. Rüzgâr uğuldar. Birden ayak sesleri susar. Bir tahta kapı sert sert dövülür. İçerinden koşuşan ayak seslerini duyarız. Kapı gıcırtıyla açılır. İçerinden gürül gürül yanan sobanın çıtırtıları duyulur. Yorgun bir ses "hemen benimle gelmeniz gerekiyor, acele edin ölüm kalım meselesi" der ve bir koşu tüm aileyi peşinden sürükler. Bir merak alır bizi. Elimiz işte kulağımız radyodadır.
Ben, benim kuşağım benden önceki kuşak bunlarla büyüdük. Radyo tiyatrolarında, dinleyiciye ulaşan sadece seslerdir ama dinleyen evleri ağaçları, koşan adamları kendi yerleştirir sahneye, bu adamların seslerine bir yüz çizer onları hareket ettirir. Radyo tiyatroları benim için, hayal dünyamızı geliştirmemize, soyut düşünebilme yetimizin artmasına katkısı büyük olan, seslerle örülmüş, gerisini dinleyenlerin kurduğu harika bir evren. Filmlerin alternatifi olmayan, sahne tiyatrosundan da ayrı olarak Radyoda icra edilen bir sanat dalı. Radyo oyunlarını dinlerken, dizi ve filmlerde bulamayacağınız bir giz, bir haz var. Bu, yapımda dinleyicinin de görev almasından kaynaklanıyor bana göre.. Bir derdi, tasası olan insanların bunu anlatabilmeleri için sanatın sunduğu imkânlarla kendilerine buldukları bir yol, güzel bir araç…

Türkiye’de radyo tiyatrolarının tarihsel serüvenine baktığımızda nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz? Bu formatın yayın hayatına kazandırılması hangi yıllara uzanır?Türkiye'de ilk radyo tiyatrolarının 1950'li yıllarda İstanbul Radyosu'nda yayınlanmaya başladığı söylenir. Dışarıda ise daha eski… Radyo yayınlarında haber iletimi, yarışma ve müzik eğlence programlarının yanında kurguya dayanan programlar yayınlama isteği radyo tiyatrosunun ortaya çıkmasını sağlamış. Radyo oyunları, özellikle 2. Dünya Savaşından sonra yaygınlaşarak bir radyo klasiği haline gelmiş. İlk zamanlarda bu format 'soap opera' olarak adlandırılıyordu. Düşünün o zamanın en iyi filmleri ve dizileri bunlar. Radyonun başına toplanmak diye bir deyim var. Çok büyük bir dinleyici kitlesini peşinden sürüklüyor bu yapımlar.  O kadar etkili ki, 1938 yılında Dünyalar Savaşı adıyla yayınlanan bir oyun ABD'de kısa süreli bir panik yaşanmasına sebep oluyor. Oyunda, marslıların Dünyayı işgal ettiği konusu bir haber bülteni şeklinde işleniyor ve bunun sadece bir radyo tiyatrosu olduğu daha sonra anlaşılıyor.
O dönem genelde radyonun ve özelde radyo tiyatroların halk içinde edindiği yeri anlatan filmler var. 'Radyo Günleri' bunlardan biri.
Bir video paylaşım sitesinde 1938 yılında görüntülü olarak kaydedilmiş, bir radyo oyunun çekimini gösteren bir video var. Tiyatro oyuncuları mikrofona yaklaşarak uzaklaşarak repliklerini seslendiriyorlar. Ama arkada koca bir prodüksiyon var, onlarca düzeneğin başında ses efektlerini yapan bir çok insan çalışıyor: Atların koşma seslerini çıkaranlar, arabanın motor sesini veren düzenek, mutfakta bulaşıkları gerçekten yıkayan bir kadın, araba kapıları ev kapıları ve bunları açıp kapatan insanlar. Teknik bir iş yapılıyor. Daha sonra kamera bu çalışma ortamından geriye çekiliyor ve radyonun hoparlöründen çıkıp bir çocuğun odasına geldiğinde tüm bunları dinleyen bir çocuk görüyoruz. Çocuğun zihninde canlandırdığı ise radyonun içinde bu olayları gerçekten yaşayan insanlar.  Sanki olanları radyonun içinden izliyor.

Günümüze gelindiğinde peki, durum neyi gösteriyor?
Bizim kuşağımız ve bir öncekine sorduğumuzda hemen hemen herkes aynı özlemi dile getirir: "Ah neydi o radyo tiyatroları… Arkası yarınlar vardı, radyonun başından ayrılamazdık.."
Ramazan boyunca her gün yayınlanan bir arkası yarınımız vardı, "Ramazan bereketi."  40'ı aşkın oyuncu ses verdi bu projede. Oyunun büyük kısmının kayıtlarını İstanbul'daki sanatçılarla aldık. Bir kısmı eskiden radyo tiyatrolarında oynamış insanlardı. Çalışma aralarındaki sohbetlerimizde, eskiden güzel radyo oyunların yapıldığını ve bu işlerde büyük zevk alarak çalıştıklarını anlattılar. Tekrar bu çalışmaların özlemi içinde olduklarını dile getirdiler.
Kadro isteyen, masraflı ve emek yoğun bir alan… Bu tür yapımlar ortaya koymak kolay değil. Bir bölüm için üç-dört gün çalışırsınız ama 15 dakika yayınlanır biter. TRT çok iyi bir yere kadar taşıdı radyo oyunlarını ama şu an tek tük yapımlar olduğunu duyuyorum. Tematik radyolar bundan 10 yıl öncesine kadar çok iyi yapımlar ortaya koyuyordu.  Şimdi tam anlamıyla bir faaliyet yok. Bazı popüler müzik radyolarının, üniversite radyolarının da arada bir yapımları oluyor. Bizim, kuruluşumuzdan bu güne, her gün arkası yarınlarımız oldu, radyo tiyatrolarımız oldu. Arada bir yayınladığımız bir yapım değil. Diyanet Radyo, geleneği devam ettirmeye kararlı. İnşallah bu tüm radyolarımıza örnek olur, cesaret verir.
Radyo tiyatrolarının eskilerde kalmış bir geleneğin yeniden canlandırılması olduğundan söz ettik. Peki, bahsettiğimiz bu gelenekle ilgili (veya eski radyo oyunlarına dair) aklınızda kalmış hatıralardan birini dinleyebilir miyiz sizden?
Küçüklüğümde bir kış günü, babamla bir terziye gitmiştik. Gözlüğünü burnuna indirmiş ceket yakası işleyen sakin bir adam, piknik tüpündeki çaydan yayınlan bir rayiha ve başka bir masada düğme diken küçük bir çırak; rafta duran transistorlu radyodan yayınlanan/yayınlan bütün dükkânı dolduran radyo tiyatrosunu dinliyorlar… Fakir bir ailenin yaşamını anlatıyor oyun. Soğuk karlı havada, sığınılacak sıcacık mutlu bir ortamdı o terzihane… İşimiz bitti babam beni çağırıyor, ama ben oyunun sonunu bekliyorum. Onu o ortamda dinlemek istiyorum. Mecburen çıktık, eve vardığımızda oyun bitmişti. Anneme oyunun kaçırdığım kısımlarını anlattırmış heyecanla dinlemiştim. O zaman o terzihanede içime yazdım/yazıldı bu meslek galiba… Hep yaptığım işleri o terzihanede dinleyen insanlar küçük çocuklar hayal ederim.

Yolda, trafikte, günün her saatinde severek dinlediğimiz, görselliğin çok ötesinde tamamen kendi algılarımızla şekillenen bir dünyaya kapı aralıyor radyo tiyatroları… Hayatın içinden konulara yer veriliyor elbette, ancak; biraz daha özele inerek, yayınlanan oyunlardan ve temalardan bahsedebilir miyiz?
Radyo oyunlarıyla şahsen benim vermek istediğim ne olabilir diye düşünmüş ve bir proje sunarken de şu mealde şeyler yazmıştım: Dinin oluşturmaya çalıştığı sosyal adaleti, ahlaklı insan modelini, Kuran kavramlarının pratik hayattaki karşılıklarını; erdemli davranışı, ahlaki eylemi, sebep ve sonuçlarıyla ortaya koyarak; yönlendirmenden, tek düze nasihat verici yaklaşımın dışında; yargılamadan, bir kesimi ötekileştirmeden, örselemeden, drama sanatın imkânlarıyla, diyaloglarla anlatmayı hedefliyoruz. Yazar Hasan Karaca yönetiminde bir yazar kadromuz var, Edebiyat eğitimi almış kişiler ve sürekli yazılar yazan insanlar oyunlarımızı bu ekip yazıyor… Uyarlama değil özgün eserler üretiyorlar, Drama çalışmaları için toplantılar oluyor ve ihtiyaç olan konular belirliyoruz. Bu alanlarda oyunlar üzerinde çalışıyoruz. 15'ten fazla radyo tiyatrosu, 9 arkası yarın yapmışız. Arkası yarınların büyük kısmı 35 bölümden fazla. Bunlardan bazıları sonlanmak üzere bazıları yeni bölümleriyle devam ediyor.

Dinleyenlerin hayal dünyasını zenginleştiren bu oyunların ailemizi, çocuklarımızı eğitici, bilgilendirici yönlerinden söz edebilir miyiz?
Görsel kurgusal yapımlara göre daha fazla düşünebilme imkânı sunuyor radyo oyunları; hayal günücün soyut üretimlerine daha fazla alan bırakıyor. Bir pedagogun radyo tiyatrolarına ilişkin değerlendirmesini okumuştum. Özetle şunları söylüyor: "Radyo tiyatroları çocukların zihinsel gelişimine destek olan en kolay aile içi aktivitelerden biridir. Bu kazanımların başında; zihinsel takip gücü gelir. Çocuklar radyo tiyatrolarını dinlerken, tiyatro içindeki ses efektleri ile oluşan ve fakat görselleri olmayan olayları zihinlerinde canlandırırlar. Böylece çocuk, soyut düşünebilme yeteneğini geliştirecek bir faaliyet içinde olur. Çocuklarda soyut düşünebilme gücünün gelişmesi dersi anlama, derslerde geçen soyut kavramları daha iyi yorumlayabilme, empati kurabilme, iletişim kurma sırasında muhatabına anlatacağı olayları zihninde canlandırabilme gibi birçok yeteneğin gelişmesinde rol oynar. Bunun yanı sıra dikkat dağınıklığı olduğu düşünülen çocuklarda radyo tiyatroları oldukça başarılı bir tedavi yöntemidir."

Peki, radyo tiyatroları bir tür olarak gelecekte de varlığını sürdürebilecek midir sizce? 
Bence yenilmeden devam edecek ve bu işe gönül vermiş insanlar olacak. Düşünün onca dijitalleştiğimiz çağda hala kitaplar basılıyor. e-gazetelerin kâğıda baskıyı bitireceği söyleniyordu yıllarca ama bitirmedi. Bir takım özverili insanlar gece yarılarına kadar çalışarak hala dergi çıkarıyor, onları yayına hazırlıyor, dağıtıyor hala yeni edebiyat dergisi çıkarma kararları alınıyor. Bunların hep yenileceği söylenirdi.
Radyo tiyatrolarını da üretebilecek birileri çıkacak. Arkası yarınlar diziye bir alternatif değil ya da dizi bu alanın bir gelişmiş şekli değil. Tıpkı romanın; öykünün hikâyenin gelişmiş şekli olmaması gibi. Radyo oyunları sahne tiyatrosunun sesle yapılanı ya da radyo tiyatroları sinema filminin görüntüsü olmayan hali değildir. Ayrı bir anlatım dili vardır radyo oyunlarının. Bu dil onu bambaşka bir dal haline getirir.

Son olarak bu alanda çalışıp, kendini geliştirmek isteyen kimseler için neler tavsiye edersiniz?İyi bir tiyatro eğitimi drama yazarlık eğitimi almak gerekiyor, gönül vermek gerekiyor. Bir dert edinmek gerekiyor. Anlatabilecek hikayeler biriktirmek gerekiyor. Hayal dünyasını diri tutacak faaliyetler gerekiyor.
Bu keyifli söyleşi için şimdiden çok teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ederim, bu yitip gitmiş mecrayı diriltmeye çalıştığımız bu çabayı duyurarak bizlere destek olduğunuz için. 

DİKSİYON NOTLARI 2. BÖLÜM

Irak mı, ıırak mı; Nasıl telaffuz edelim?


  • Devletin adı Irak, yani ‘ıırak’ değil. En azından Wikipedia’yı açıp bakalım. Kendi dillerindeki yazılışı da (عراق) ‘ayn, ra, uzatma için elif ve kaf harfinden oluşuyor. Hatta özel isim olduğu için elif lam takısıyla yani marife haliyle yazılıyor: العراق. Türkçe olarak ‘ı’ sesiyle karşıladığımız harften sonra bu sesi uzun söylemeyi gerektirecek bir ya (ye) sesi olması gerekiyordu ki bu yok.
  • ‘İran’ kelimesinde ilk sesi neden uzatıyoruz? Çünkü ilk harften sonra uzatmak için bir ya harfi var (ايران).
  • Söz gelimi bu devletin isminin başında bir de elif harfi olsaydı (اعراق) yani ‘ığraag’ olsaydı o zaman belki Türkçe seslerle konuşma gereği ‘Iırak’ diyebilirdik. Bu haliyle de başka bir anlama geliyor Arapçada.
  • Eğer bir uzatmadan söz edeceksek ‘r’ sesinden sonra elif harfiyle bir uzatma sağlanmış yani ‘Iraak’. Devletin tam adı, Irak Cumhuriyeti, (العراقية الجمهورية) el-Cumhūrīyyetü'l-‘Irākīye. TDK Sesli Türkçe Sözlüke bakalım, Irak ve versiyonları seslendirilirken hepsinde ‘ı’ sesinin kısa okunduğunu duyarız / görürüz. Devletin adı Irak ise peki bir kısım ünlü spiker ya da seslendirme sanatçısı neden ısrarla ‘Iırak’ der.
  • Bazılarının gerekçesi şu: ‘Falan ağabey böyle diyor’Falan ağabeye sorduğunuzda da şu cevabı alıyorsunuz: ‘uzak’ anlamındaki ‘ırak’ ile karıştırmamak lazım yani sıfatla devlet adını ayrıştıralım diye böyle yapıyoruz diyorlar. Bu arkadaşlar Sesteş kelimelerdeki farklılığı gösterebilmek için bazı sesleri uzatarak değiştirirken bazılarını da inceltiyorlar. Örneğin ‘bidon su ile dolar’daki ‘dolar’ ile Amerikan para birimi ‘dolar’ı karıştırmamak için ‘l’ sesini incelterek ‘dolâr’ diyorlar. İyi de bu bize bir devletin orijinal söyleyişini bozma yetkisi verir mi, hem de kelime Türkçeleşmişken.
  • Evet, Türkçe sıfat olarak kullanılan uzak anlamında bir ırak var. ‘ırak’, (ırağ, ırah, yırak gibi versiyonları var). Cümle içinde kullanırsak: "Sesin ıraktan gelir, yürek deler." Sesin uzaktan gelir yürek deler anlamında. Burada ‘ı’ sesini uzatacak bir neden görmüyoruz. Osmanlıcada (اراق) ayn yerine elifle yazılıyor.
  • Bir de Arapçadan dilimize geçmiş yine aynı yazılan ırak (عراق) makamı var. Türk Musikisinde makamlardan birinin adı. Irâk-gerdaniye, ırâk-ı acem gibi çeşitleri var. Bu makam adında da bir ‘ı’ uzatması yok.
  • Sesteş kelimelerdeki farklılıkları belirtmek için uzatma ekleme diye bir kural gelişecekse hepsinde uyguluyor olmamız lazım ki bu garabet olur. Örneğin hafif açıklık anlamındaki aralık ile Aralık ayını veya Aralık ilçesini ayırmak için birine ‘aaralık’ mı diyeceğiz. Bunu anlam ayırıcı bir özellik olan bir uygulama olan vurguyla yapıyoruz. Örneğin, “Aralık ilçesinde Aralıkta soğuk bastırınca evin bir de aralık bir yerdeyse vay haline!”
  • Sonunca gelirsek, Irak devletinin adını telaffuz ederken herhangi bir uzatma yapmıyoruz. Irak, Iraklı, Irak’tan.
  • Sadece şuna dikkat ediyoruz; iki seslemden yani iki heceden oluşan yer adlarında yaptığımız gibi ilk heceyi vurguluyoruz.‘ı-RAK’, ‘ı-RAKlıllara’ demiyor; ‘Irak’, Iraklılara diyoruz.
  • Bir de son bir not: Bu isme çekim eki geldiğinde ‘k’ sesini yumuşak ‘g’ye (ğ) çevirip onu da okumayarak ‘Başbakan ırağa gitti’ demiyoruz. O zaman Başbakanın uzak bir yere gittiği anlamı çıkar. İşte devlet olan Irak ile uzak anlamındaki ‘ırak’ı asıl burada ayırmak gerekiyor. Nasıl telaffuz ediyoruz: ‘Başbakan Irak’a gitti’ diyoruz, ‘ırağı ziyaret edecek’ demiyoruz ‘Başbakan Irak’ı ziyaret edecek’ diyoruz.
  • KAYNAKLAR

    Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat. Ferit Develioğlu
    Konuşma Dili ve Türkçenin Söyleyiş Sözlüğü. İclâl Ergenç
    Konuşturan Sözlük. Şener Mete
    Wikipeda.org
    TDK Türkçe Sesli Sözlük

    Not: Yazılar kaynak gösterilerek yayınlanabilir.

    Nisan Kumru

9 Ekim 2014 Perşembe

DİKSİYON NOTLARI 1. BÖLÜM

'Ahilik’, ‘asa’ ve ‘aşçı’ kelimeleri nasıl telaffuz edilmeli?

  • 'Ahî' Arapça ‘ahıı’ yani ‘kardeş’ /’kardeşim’ anlamına gelen kelime, üç harften; elif, kalın ha harfi ve birinci tekil ‘ya’sından oluşuyor Türkçe’deki 'akı'dan (cömert) türetildiğini ileri sürenler de vardır. (اخي): okunuşu ahii (ahî) Kalın ‘ha’ (hı) harfini, Türkçe seslerle konuşma gereği hırlatarak söyleyemeyiz ama en azında uzun ve kısa seslere dikkat edelim.

    Çünkü yazılışı aynı ama okunuşta bir harfi uzun ya da kısa okumak anlamı değiştirebilir.Türkçe basit fonetik yazımında da (ahi:) ‘i’ harfinden sonra iki nokta üst üste işareti görürüz, bu işaret kendisinden önceki harfin bir vokal uzatılması gerektiğini söyler bize. Ahi’nin -lik yapım eki almış hali olan ‘Ahilik’ isminin, spikerler tarafından yöneticiler tarafından sıklıkla “Aahilik” şeklide telaffuz edildiğini duyuyoruz.

    ‘i’ sesinin değil de ‘a’ sesinin uzatılarak telaffuz edilişi neredeyse galat olmuş durumda ama doğrusu, kelimenin orijinaline de uygun olarak ‘Ahiilik’ (Ahîlik).

    Aahi değil ahî; Aahilik Haftası değil Ahîlik haftası şeklinde telaffuz etmek gerekiyor. Aahi Evran değil Ahî Evrân; Aahi Baba değil Ahî baba; Aahi Mesut Mahallesi değil, Ahî Mesut Mahallesi demek gerekiyor.

    Ve bir not: TDK 'Türkçe Sesli Sözlük'te arattığınızda 5 civarı seslendirme var, bir tanesinde Aahilik şekliden telaffuz edilirken diğer dört örnekte doğru şekilde ahiilik şeklinde söyleniyor.

  • Bu bölümde ele alacağım/ dile getireceğim, çokça yanlış telaffuz edilen bir diğer sözcük ‘asâ’ (telaffuzu asaa). Yanlış örnekleri şöyle çokça duyarız: Musa’nın aasaası, “İmparator aasasını kaldırdı ve var mı bu aasayı elimden alacak dedi..”

    Arapça orijinaline bakarsak ayn sad ve uzatma sesi olarak elif harflerinde oluşuyor (عصا). Değnek, sopa, baston anlamlarına geliyor. Hz Musa Peygamberin kısası anlatılırken Kuran’da çokça geçer.
    (Hepsi ‘asa’ diye yazılan ama 5 farklı anlama gelen Arapça Farsça kelime notlar bölümünde*)

    Bu kelimeyi birinci ‘a’ sesi kısa, ikinci ‘a’ sesi uzun olarak telaffuz etmek gerekiyor. Asâ.. Yani ‘aasaa’ değil. ‘Aasaa’ diye okursak, çoğul bir anlam oluşuyor asâlar anlamına geliyor. “Asây-i Musa, Musa’nın Asâsı, asânla denize vur / asânla taşa vur” gibi.

  • Gelelim 'aşçı'ya. Bir işletmenin kapısına ilan asmışlar: “ahçı aranıyor”. Görevliye sordum; “Ah edip inleyen birini mi arıyorsunuz?” Beyefendi güldü ve dedi ki “biz özellikle sözlüğe baktık, bilen birine sorduk doğrusunun bu olduğunu söyledi biz de öyle yazdık.”

    Bildiğim halde kontrol için özellikle baktım sözlüğe. Böyle bir telaffuz yok. Aksine 'aşçı’nın yanlış söylenişi olarak geçiyor sözlüklerde. Onlar nasıl bir sözlüğe bakım nasıl bir bilene sordular bilmiyorum.

    Ama galiba ‘ş’ ve ‘ç’ seslerini bir arada seslendirmenin zorluğunda böyle bir yol bulunmuş. O zaman işçi kelimesini de aynı kolaylığa tabi tutup ‘ihçi’ mi demeliyiz? Doğrusu ‘aşçı’. Yemek pişiren bunu meslek olarak yapan kimse anlamında kullanıyoruz.

  • Şimdiye kadar anlattıklarımızı bir cümle de özetleyelim:
    “Aahilik haftasında aasaasıyla sahneye çıkan oyuncu ahçıyı yanına çağırdı” diye okuyan birine diyeceğiz ki, “Buradaki üç kelimeyi yanlış telaffuz ettin. O şöyle olacak: Ahiilik Haftasında asaasıyla sahneye çıkan oyuncu aşçıyı yanına çağırdı”

  • NOTLAR
    (عصا) : asâ; (okunuş asaa) değnek, sopa, baston (Arapça)
    (اعصا) : a’sâ (okunuş aasaa) değenler sopalar bastonlar (Arapça)
    (عَصَى) : asâ; (okunuş asaa) asi oldu, isyan etti (Arapça) Türkçede kullanılmaz
    (عسي) : asâ; (okunuş asaa) belki, umulur ki. (Arapça) Türkçede kullanılmaz
    (آسا) : âsâ; (okunuş aasaa) vakar ciddilik (Farsça) Türkçede kullanılmaz
    (آسا) : -âsâ; (okunuş aasaa) gibi anlamında (Farsça edat) ‘devasa’daki ‘–asa’ eki

    KAYNAKLAR

    Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ferit Develioğlu
    Konuşma Dili ve Türkçenin Söyleyiş Sözlüğü. İclâl Ergenç
    Konuşturan Sözlük. Şener Mete
    Kur'an-ı Kerîm
    İslam Ansiklopedisi. TDV
    Türkün Dili Kuran Sözü. İstiklâl Marşı Derneği

    Wikipeda.org
    TDK Tükçe Sesli Sözlük

    Not: Yazılar kaynak gösterilerek yayınlanabilir.


    Nisan Kumru